6 Kasım 2012 Salı

İzmir Ne Zaman İşgal Edildi?


Habertürk ekranlarında Pelin Çift'in sunduğu "Öteki Gündem" programının bu haftaki konukları, Araştırmacı-Yazar Hulki Cevizoğlu ile Radikal gazetesi yazarı Ayşe Hür oldu.



Programın iki konuğu arasında İzmir'in işgali konusunda görüş ayrılığı yaşandı. Ayşe Hür, "İzmir'e ilk 9 Kasım'da asker çıkarıldı" dedi. Buna karşılık Hulki Cevizoğlu ise bu tarihin 15 Mayıs 1919 olduğunu söyledi. 

Ayşe Hür, İzmir'in işgaliyle ilgili olarak konuşmasını şu şekilde sürdürdü: "9 Kasım 1918'de İzmir'e ilk işgal kuvvetlerinin askeri temsilcisi gelmiştir. Herkes de memnun olmuştur. İttihat ve Terakki'den yılmış olan halk ve oradaki gazetelerin hepsi 'iyi oldu' demiştir. Ta ki 15 Mayıs'taki resmi işgale kadar."

Programın devamında Ayşe Hür, İngilizlerin Osmanlı topraklarını işgal düşüncesiyle ilgili olarak şunları söyledi: "Britanya İmparatorluğu içerisindeki çeşitli karar alıcıları uzun süre düşünüyorlar: İstanbul'u işgal etsek mi, etmesek mi?... Britanya'nın bu konudaki karar mekanizmaları arasında farklı görüşleri ileri sürenler var. Çünkü, İstanbul gibi İslam dünyası için çok önemli bir şehrin, halifenin başkentinin, işgal edilmesi milyonlarca Müslüman ahaliyi kızdırabilir, öfkelendirebilir. "

İkinci Mahmut'un Kısaca Hayatı

İkinci Mahmut, 20 Temmuz 1785 tarihinde İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Birinci Abdülhamit, annesi ise Nakşidil Sultan'dır. Babası Birinci Abdülhamit'i kaybettiğinde henüz 4 yaşındaydı. Bu tarihten sonra amcası Üçüncü Selim, onun eğitimi ile bizzat ilgilendi. 

İkinci Mahmut
1807 yılında başlayan Kabakçı Mustafa İsyanı'nın ardından Üçüncü Selim tahttan ayrıldı. Bu sırada çıkan olaylar sonucunda Üçüncü Selim öldürüldü, Şehzade Mahmut ise son anda kurtuldu. 28 Temmuz 1808 tarihinde tahta oturmuşsa da yaşadığı bu olaydan oldukça etkilendi.

İkinci Mahmut, tahta çıktığında ilgilenmesi gereken birçok sorun vardı. Bir yanda Osmanlı-Rus Savaşı, bir yanda Vahabi ve Sırp isyanları, bir yanda da Yeniçeri askerler ile Alemdar Mustafa Paşa'nın askerleri arasında yaşanan çekişme...

İKİNCİ MAHMUT DÖNEMİNDE YAPILAN YENİLİKLER

İkinci Mahmut, bu meseleleri hallettikten sonra büyük bir yenilik hareketine girişti:

1.) Posta teşkilatı kuruldu.
2.) İlköğretim mecburi hale getirildi.
3.) İlk defa Avrupa'ya öğrenciler gönderildi.
4.) Memur yetiştirmek için "Mekteb-i Maarif-i Adliye" kuruldu.
5.) Müsadere usulü kaldırıldı.
6.) Eşkinci Ocağı kuruldu.
7.) Yeniçeri Ocağı kaldırıldı.

İkinci Mahmut döneminde en önemli siyasi olaylardan biri 29 Eylül 1808 tarihinde ayanlarla imzalanan Sened-i İttifak'tı. 

İkinci Mahmut döneminde Osmanlı donanması Navarin'de Fransız, İngiliz ve Rus donanmaları tarafından yakıldı. Bu olayın ardından Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa isyan ederek Osmanlı topraklarına saldırdı. Kütahya önlerine kadar gelen Mehmet Ali Paşa ile Kütahya Anlaşması imzalandı. 

Yaptığı yeniliklerle Osmanlı tarihinde önemli bir yer edinen İkinci Mahmut, 1 Temmuz 1839 tarihinde hayatını kaybetti. 

5 Kasım 2012 Pazartesi

LOZAN ANTLAŞMASI ZAFER Mİ, HEZİMET Mİ?


24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması, uzun yıllar boyunca tartışmalara neden olmuştur.
Bir kesim Lozan Antlaşması'nı bir "zafer" olarak görürken, diğer bir kesim ise "hezimet" olarak görmekte.
Bu şekilde değerlendirmelerin çıkmasına da bazı sorular neden olmakta.
Lozan Antlaşması'nın gizli maddeleri var mı?
Lozan Antlaşması'nda Musul'u alamaz mıydık?
ABD, neden Lozan Antlaşması'nı imzalamadı?
Ege Adaları'nı Lozan Antlaşması'nda mı kaybettik?
Sorular bu şekilde uzayıp gitmekte...
Biz de Türkiye'de konu üzerine araştırma yapan önemli isimlerin görüşlerini derledik.

*

Habertürk gazetesi yazarı Murat Bardakçı, köşesindeki yazısında Lozan Antlaşması konusunda yıllardan beri süregelen soru işaretlerini cevaplamıştı: "Hiç uzatmadan söyleyeyim: Lozan'da mümkün olan her şey yapılmıştı, savaştan galip ama son derece yorgun çıkmış olan Türkiye, alabileceği her şeyi almıştı!"

LOZAN ANTLAŞMASI'NIN GİZLİ MADDELERİ VAR MI?

Peki, Lozan Antlaşması'nın gizli maddeleri var mıydı? Bardakçı'nın cevabı kısa ve net: "Anlaşmanın gizli maddeleri yoktu... "

LOZAN ANTLAŞMASI'NDAKİ MUSUL SORUNU

Lozan Antlaşması'nda karara varılamayan Musul sorunu halledilemez miydi? Bardakçı'nın cevabı şu şekilde: "Musul petrolleri konusunda Türk delegasyonun zaten başka bir şey yapamazdı, zira Ortadoğu'nun petrol alanlarına hakim olma arzusu dünya savaşının başta gelen sebeplerindendi ve Osmanlı İmparatorluğu'nu yıkan da Batı'nın bu hırsı idi. "

LOZAN ANTLAŞMASI'NI ABD NEDEN İMZALAMADI?

Bardakçı, "Lozan Antlaşması'nda Amerika'nın neden imzası yoktu?" sorusuna da şu şekilde cevap veriyor: "Amerika'nın Lozan Antlaşması'nı onaylaması ise söz konusu edilemezdi, zira Amerika anlaşmanın taraflarından değildi!"

Bardakçı, yazısını şu cümlelerle bitiriyordu: "Bu memleketin tarihine, kültürüne ve varoluşuna muhalefet eden bazı sağcılarımız ile Lozan'ı ideolojik meta haline getirmeye çalışan sabık solcularımız oturup biraz okusalar ve bir şeyler öğrenseler, eminim her şey çok daha başka olur!"(1)

EGE ADALARI'NI LOZAN ANTLAŞMASI'NDA MI KAYBETTİK?

Taha Akyol ise 1996'da yazdığı Milliyet gazetesinde şu değerlendirmeyi yapıyordu: "Lozan'a hezimet diyenlerden ideologlardan Lozan zabıtlarını okumuş birine rastlamadım. Lozan'da nasıl çetin mücadele verildiğini bilmezler. Hatta çok kimse Ege adalarının Lozan'da Yunanistan'a geçtiğini zanneder.
Hayır, Ege Adaları, Balkan harbindeki hezimetimizden sonra Londra Konferansı'nda İtalya'ya verilmiştir: 30 Mayıs 1913.
Yunanistan'ın Selanik'ten Batı Trakya'ya kadar Osmanlı topraklarını alması da Balkan Savaşı'nda oldu." (2)

(1)Murat Bardakçı, Habertürk gazetesi, 25.07.2011
(2)Taha Akyol, Milliyet gazetesi, 31.01.1996

4 Kasım 2012 Pazar

ATATÜRK VE ADNAN MENDERES



Türk siyasi hayatının unutulmaz liderlerinden Adnan Menderes'in siyaset yolculuğu, Fethi Okyar'ın öncülüğünde kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası ile başlamıştı. Ancak Serbest Cumhuriyet Fırkası uzun ömürlü olamamış; çok partili hayata geçişin ikinci demesi de başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın siyaset yolculuğu kısa sürse de Adnan Menderes'in daha önünde uzun bir yolculuğu vardı.




CHP, bu tarihten sonra parti teşkilatında çeşitli düzenlemelere gitti. Celal Bayar, Aydın'a gelerek Adnan Menderes'le bir görüşme gerçekleştirdi. Menderes'i bu görüşmede CHP'ye katılmaya ikna etti. Menderes bu görüşmeyi şu şekilde anlatıyordu: "Bayar, tanıdığım ve saygınlık duyduğum bir kişiydi. Aynı heyette bulunan Vasıf Çınar da İttihat ve Terakki okulundan hocamdı. Onların ısrarıyla CHP'ye girdim. Fikirlerimi orada savunacaktım. O zamana kadar bizimle beraber CHP'ye çekingen davranan arkadaşlarımız da CHP'ye girmişlerdi."

ATATÜRK: "ÇOK DİKKATE DEĞER FİKİRLERİ VAR"

Atatürk ile Menderes'in yolu, Atatürk'ün Aydın'a yapacağı bir ziyaret sırasında kesişecekti. Atatürk, kısa bir ziyaret yapmak düşüncesindeydi, fakat ziyareti yaklaşık dört saat sürmüştü. Adnan Menderes, o günü şöyle anlatıyordu: "Atatürk, Aydın'da birçok yerlere uğradığı halde parti binasına gelmek istememişti. Vasıf Çınar ve arkadaşlarının ısrarıyla eminim ki istemeyerek sadece gelmedi demesinler diye partiye uğradı. Ama bu ziyaretin uzamamasını, mümkünse beş dakika içinde tamamlanmasını da istiyorlardı."

Menderes, anısına şu şekilde devam ediyordu: "Odada il idare kurulundan 7 kişi vardı. İltifat buyurdular, konuşma hemen hemen tamamen Atatürk'le benim aramda geçti. İlk kez ikram ettiğim sigarayı almayan ve kahve istemeyen Atatürk'ün ülke sorunları üzerinde konuşma koyulaşınca takdim ettiğim bir paket Gazi sigarasını içip bitirmiş olduklarını ayrıldıkları zaman anladım. Ayrıca dört fincan kahve de emrettiklerini bugünkü gibi hatırlıyorum."

Atatürk, Adnan Menderes'in yanından ayrıldıktan sonra Recep Peker'e şunları söyledi: "Burada konuştuğum genç, elbette ki parti örgütünde kalamaz. Çok dikkate değer fikirleri var."

Adnan Menderes'in siyasi konulardaki kabiliyetini fark eden Atatürk, bir sonraki seçimde milletvekili olmasını sağladı. Böylece Adnan Menderes, 33 yaşında TBMM'ye girerek meclisin en genç milletvekillerinden biri olmuştu.

NOT: Yazıyı hazırlarken, Milliyet gazetesinin 01.10.1979 tarihli sayısında Turhan Aytul'un hazırladığı yazı dizisinden yararlandım.

BAŞKANLIK SİSTEMİ NEDİR?



Başkanlık sistemi, Türk siyasi hayatında zaman zaman gündeme gelmiş, ancak geniş bir çerçevede tartışılmamıştı.
Özellikle de Turgut Özal'ın başbakanlığı sırasında çokça konuşulmuştu.
O dönem yapılan eleştiriler, "Özal'ın tek adam olacağı" üzerine kuruluydu.
Başkanlık sistemi üzerine tartışmalar, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın açıklamalarıyla bir süredir yine gündemde.
Başbakan Erdoğan'ın, başkanlık sistemiyle ilgili olarak, "İlla olacak diye bir iddiamız yok, tartışalım. Nihai kararı halk verecek. Olursa olur, olmazsa olmaz. Halkın sistemi iyi anlaması lazım. Parlamenter sistemin yok olacağını söylemek de cahilce ve acemice" sözleri başkanlık sistemine göz kırptı olarak değerlendirildi.
Başkanlık sistemi tartışmalarında tıpkı yıllar önce yapıldığı gibi eleştiriler yine 'tek adamlık meselesi' üzerine.

Gündemimizi uzun bir süredir işgal eden bu başkanlık sistem nedir?
Yararları nedir, zararları nedir?
Ülkemizin siyasi yapısına ne derece uygundur?
CNNTÜRK'te Taha Akyol'un sunduğu Eğrisi Doğrusu programına katılan AK Parti Kütahya Milletvekili İdris Bal, başkanlık sistemi hakkında önemli bilgiler verdi. Bal, Başbakan Erdoğan'a başkanlık sistemi hakkında ayrıntılı bir rapor da vermişti.

İdris Bal, öncelikli olarak yürürlükteki sistemin istikrarsızlık sağlayan yapısını eleştirdi: "89 yıllık cumhuriyet tarihimizde 61. hükümeti kurmuşuz. Bu bile bir şey ifade ediyor. 1,5 yılda bir hükümet kurulması demek bir istikrarsızlık demektir. Özellikle koalisyon bağlamında çok başarısız bir ülkeyiz. Partiler bir araya gelemiyor, gelseler bile çok kısa zamanda ayrılıyorlar, kavga ediyorlar. Ya da koalisyon içindeki bakanlıklar arasında uyum sorunu oluyor. Tabiri caizse 'Koalisyon kurma ve bozma oyunu' oynanmış gibi bir durum ortaya çıkıyor."

"Başkanlık sistemiyle ilgili olarak yazılanlara, çizilenlere, konuşulanlara baktığımız zaman sanki bir padişah gibi başkan gelecek ve her şeye hakim olacak. Ben iddia ediyorum bizim sistemimizde çoğunluğu sağlayan bir başbakan, ABD'deki başkandan çok çok daha hakimdir. Hem yasamaya hakimdir, hem yürütmeye hakimdir. Eğer tek adamdan bahsediliyorsa bu başkanlık sisteminden daha fazla parlamenter sistemde, hem yasamaya hem yürütmeye hakim olan çok oy almış bir parti lideri bağlamında daha doğrudur. Dolayısıyla parlamenter sistemde demokrasinin öngördüğü yasama yürütmeyi dengelesin, yürütme yasamayı dengelesin asla olmaz. Çünkü işin doğasına terstir. Benim partim gelecek meclise, en çok oyu alacak, benim partimden benim liderim başbakan olacak, bazı arkadaşlarım bakan  olacak. Ondan sonra ben onlara karşı verilmiş gensoruyu destekleyeceğim, onları denetleyeceğim. Yok öyle bir şey... Bu işin ruhuna terstir."

"Benim Başkanlık sistemini tartışmamın sebebi şu. Geçmişe baktığımda, objektif bir şekilde, rahatsızlıklarımızın olduğunu görüyorum; koalisyonlar anlamında, cumhurbaşkanı seçimleri anlamında, çift başlılık anlamında... Bu çerçevede bir şeyler yapmak lazım; medyasıyla, üniversitesiyle, siyasetçisiyle."

"Başkanlık sistemi, koalisyonlardan otomatikmen ülkeyi kurtaracak bir modeldir. Koalisyon olma ihtimali teorik olarak yok. Şu andaki parlamenter sistemde seçimler oluyor ve bir parti seçimlerden eğer yeterli oyu alamazsa başka partiyle uzlaşmak, onunla beraber hükümeti kurmak mecburiyetinde. Ama başkanlık sisteminde hükümeti kurmak için başkan ayrı bir seçimle seçiliyor, meclisin üyeleri ayrı bir seçimle seçiliyor. Dolayısıyla başkan meclisin içerisinden çıkmıyor. Dolayısıyla başkanı seçiyorsunuz, başkan tabiri caizse sekreter gibi bakanlarını seçiyor. Meclisin güvenoyu vermesine de gerek yok. Dolayısıyla koalisyon şansı sıfır. "

"Başkanlık sistemindeki yasamanın yürütmeyi, yürütmenin yasamayı denetlemesinin mantığı şu: Birbirine ihtiyacı olması. Mesela yasama müsaade etmezse başkanın bütçesi geçmez. Dolayısıyla burada yasama yürütmeye ihtiyaç duyuyor, yürütme yasamaya ihtiyaç duyuyor. Karşılıklı bu ihtiyaçtan dolayı denetleme ortaya çıkıyor. "

"Başkan kongreye muhtaç, kongre de başkana muhtaç. Dolayısıyla bu muhtaçlıktan dolayı karşılıklı iyi geçinme ve denetleme söz konusu oluyor."

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı