27 Mart 2014 Perşembe

Süleyman Şah Türbesi Neden Önemli?


Süleyman Şah Türbesi, IŞİD üyelerinin bomba yüklü araçla saldırı planı yaptığı telsiz konuşmalarının ardından; Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Ferdidun Sinirlioğlu ve Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Yaşar Güler'e ait olduğu öne sürülen ses kaydı ile birlikte tekrardan gündeme geldi.

Suriye'nin Halep ilinin Karakozak köyü sınırları içinde bulunan Süleyman Şah Türbesi, Türkiye'nin kendi sınırları dışında sahip olduğu tek toprak parçasıdır. Türbede Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman Gazi'nin dedesi Süleyman Şah'ın naaşı bulunuyor. Süleyman Şah'ın buraya gömülme nedeni Caber Kalesi'ne gitmek üzereyken Fırat Nehri'nde boğulmasıdır.

Şah Fırat Nehri'nin sol kıyısında kalan bu kalenin dibindeki kümbete gömüldü. Türbesi Yavuz Sultan Selim ve İkinci Abdülhamid dönemlerinde restore edildi.

Türkler için büyük manevi değer taşıyan Caber Kalesi, Türkiye Cumhuriyeti'nin sınırlarının çizildiği tarihlerde de unutulmadı. Osmanlı Devleti yıkılınca, Fransız Suriye mandası sınırları içinde kalan bölge Ankara ve Lozan anlaşmalarınca Türkiye'nin toprağı sayılmaya devam etti. 

Kale 1938 yılında Türk askerleri tarafından korunmaya başlandı. Kaledeki türbe, 35 sene sonra baraj altında kalma tehlikesiyle karşılaşınca Caber Kalesi'nden alınarak Halep'in Karakozak köyüne taşındı.  

Türbe şimdi El-Kaide bağlantılı IŞİD örgütünün tehdidiyle karşı karşıya. Türk karakolunun boşaltılmasını isteyen örgüt, Türkiye'yi türbeyi yıkmakla tehdit ediyor. Türk Silahlı Kuvvetleri ise saldırının gerçekleşmesi halinde bölgeye müdahale etmeye hazır.

TVNET

26 Mart 2014 Çarşamba

Lozan Antlaşması Kısa Bilgi


1919'dan 1922'ye kadar 3.5 yıl süren bir savaştan sonra İngilizlerin destekledikleri Yunan ordularını denize döken Türkiye Büyük Millet Meclisi orduları İzmir'i geri alıp İstanbul kapılarına dayandıklarında, Birinci Dünya Savaşı'nın galipleri İngiltere, Fransa ve İtalya, Yunanistan adına TBMM Hükümeti'nden ateşkes istemişlerdir. Bu doğrultuda Lozan'da bir barış anlaşması görüşmelerine başlanması kararlaştırılmıştır.

Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın önderi Mustafa Kemal Paşa, Lozan Barış Konferansı'na Garp Cephesi Komutanı İsmet Paşa'yı, Dışişleri Bakanı ve başdelege olarak gönderdi.

Rıza Nur ve Hasan Saka'nın da delege oldukları bu delegasyon Lozan şehrinde bir keresinde kesilen ve yarıda bırakılan, aylar boyu süren görüşmeler sonunda 24 Temmuz 1923 günü Lozan Barış Antlaşması'nı imzaladı.

İngiltere, Fransa, İtalya, Yunanistan'ın kabul edip imzaladıkları bu barış antlaşmasını Amerika Birleşik Devletleri'nin tanıması için 1927 yılına kadar beklemek gerekmiştir. Lozan Barış Antlaşması'nı en geç kabul eden ülke ABD olmuştur.

Lozan Antlaşması'nın Önemi

Lozan Barış Antlaşması, dünyaya Osmanlı Devleti'nin yerine Misak-ı Milli sınırları içinde yeni bir Türk Devleti'nin kurulduğunu kabul ettiren ve yeni devletin hukuki varlığını belgeleyen bir vesikadır.

Lozan Antlaşması'nda Çözülemeyen Sorunlar

- Musul Sorunu
- Hatay Meselesi
- Boğazlar Meselesi

KAYNAKÇA

Milliyet gazetesi, 21.07.1985, Renk, s.3

24 Mart 2014 Pazartesi

Lenin Kimdir? Hayatı, Neler Yapmıştır


Vladimir İlyiç Ulyanov Lenin, 1870 yılında Volga kıyısındaki Simbirsk kentinde doğdu. Lise öğrencisiyken ağabeyinin Çarlık yönetimi tarafından kurşuna dizilmesinin etkisi altında kalan Lenin, 17 yaşında Rusya'da devrimci bir örgüte üye oldu.

Kazan Üniversitesi'nde hukuk öğrenimini yaparken okuldan atılan ve sürgüne gönderilen Lenin, daha sonra Petersburg Hukuk Fakültesi'ni dışarıdan bitirdi. Marksizm'i öğrenmeye başladı. Marks ve Engels'in Komünist Manifestosu'nu Rusça'ya çevirdi.

23 yaşında Petrograd'a yerleşen Lenin, 1895'te Avrupa'ya yaptığı bir gezi dönüşü, üyesi olduğu "İşçi Sınıfının Kurtuluşu İçin Mücadele Birliği" adlı örgütün önderleriyle birlikte tutuklanıp Sibirya'ya sürüldü.

Sürgün dönüşü, 1900 yılında Avrupa'ya gitti ve Iskra gazetesini yayınladı. Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi kurucusu ve önderlerinden oldu. Uzlaşmazlık sonucu parti, Menşevikler ve Bolşevikler olarak ikiye bölündüğünde, Lenin, Bolşeviklerin başında yer aldı.

1917 Şubat devriminde Petrograd'a döndü. 7 Kasım'da da Bolşeviklerin gerçekleştirdikleri bir ayaklanmayla iktidarı ele aldı ve Halk Komiserleri Konseyi Başkanı oldu.

İki yıl iç savaşla uğraştı. 1918 yılı 30 Ağustos'unda Fanya Kaplan adlı bir kadının silahlı saldırısıyla ağır yaralandı. 21 Ocak 1924'te Moskova yakınlarında Gorki kentinde 54 yaşında öldü.

KAYNAK

Milliyet gazetesi, 19.01.1986, Renk, s.3

22 Mart 2014 Cumartesi

Mata Hari Kimdir?


Birinci Dünya Savaşı'nda, en azından 50 bin müttefik askerinin ölümüne neden olan Alman casusu "Şafağın Gözü Mata Hari" Fransa'da 15 Ekim 1917 tarihinde kurşuna dizilirken gösterdiği soğukkanlılıkla herkesi hayrette bıraktı.

Asıl adı Margaretha Geertruida Zelle olan 1876 doğumlu Hollandalı Mata Hari, 18 yaşındayken, kırk yaşın üstünde Hollandalı kumarbaz bir subayla evlendi. Kocasının kumar borçlarını ödemek için zengin aşıklarına şantaj yaparak maceralı bir yaşama giren Margarethe, bir ara kocasıyla Cava adasına gitti. Dönüşte kocasından ayrıldı, fahişeliğe ve dansözlüğe başladı.

Hollandalı olduğunu saklayarak, Hindistan doğumlu olduğunu ve adının Şafağın Gözü anlamına gelen Mata Hari olduğunu yaymaya başladı. İnce uzun boyu, siyah gözleri ve saçlarıyla Paris, Berlin, Viyana, Londra ve Roma'da doğu danslarıyla ün yaptı. Bu arada Alman istihbarat okullarında eğitildi.

Birinci Dünya Savaşı başladıktan sonra 1915'te Berlin'den Paris'e geçti. Üst düzeyde komutanlar ve devlet adamlarıyla giriştiği sıkı fıkı ilişkilerden elde ettiği bilgileri Almanlara aktardı. Ancak, Fransız gizli istihbarat servisleri, uzun süre belgeleyememelerine karşılık, Mata Hari'nin casusluğunu öğrenmişlerdi sonunda. Mara Hari'nin H 21 kodlu Alman casusu olduğunu belgelediler ve tutuklayıp yargılanmasına, sonunda kurşuna dizilmesine neden oldular.

KAYNAK

Milliyet gazetesi, 13.10.1985, Renk, s.3

19 Mart 2014 Çarşamba

İstiklal Marşı Kabulü Özet

Mehmet Akif Ersoy
12 Mart 1921 günü Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde, Mehmet Akif Ersoy'un İstiklal Marşı, Türkiye'nin resmi marşı olarak kabul edildi.

Kurtuluş Savaşı'nın tüm cephelerde sürdüğü bir dönemde, yeni Türk devleti için bir ulusal marş yazılması için TBMM, ülke çapında bir yarışma açmıştı. Bu yarışmaya 724 şair katıldı. Ne var ki, dönemin Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver, içlerinde marş ritmine uygun ve şiir düzeyi çok yüksek şiirler de bulunan bu yarışma parçalarını, kendi şiir beğenisine uygun bulmadığı için eletti.

Gününe göre oldukça büyük bir ödül verilecek olan Ulusal Marş Yarışması'na katılmayan Burdur Milletvekili Mehmet Akif Ersoy'a bir marş yazması ricasında bulundu.

Ersoy, ödülü kabul etmeyeceğini, ama bir marş yazabileceğini söyledi. Daha sonra Çanakkale Şehirleri adlı şiiriyle büyük ün yapmış olan Ersoy, bu kez de 17 Şubat 1921'de İstiklal Marşı'nı yazdı.

Ersoy'un, "Korkmaz sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak" diye başlayan 41 dizelik bu şiiri, Tanrıöver tarafından meclis kürsüsünde milletvekillerine okundu. Büyük beğeni kazanan şiir, iki kez daha okutturuldu ve alkışlarla ulusal marş olarak kabul edildi. Marş önce Ali Rıfat Çağatay, sonra da Zeki Üngör tarafından bestelendi. 

KAYNAK

Milliyet gazetesi, 09.03.1986, Renk, s.3

18 Mart 2014 Salı

Tevfik Fikret'in Kısaca Hayatı ve Eserleri

Tevfik Fikret
Türk şiirinin Batıya açılmasının büyük öncüsü, Servet-i Fünun şairi Tevfik Fikret, 1867 yılında İstanbul'da doğdu. Aksaray Mahmudiye Rüştiyesi ve Galatasaray Sultanisi'ni bitirdi. Mezun olduktan sonra bir süre Hariciye Nezareti'nde katip olarak çalıştı.

Mirsad dergisinin açtığı bir şiir yarışmasını kazanarak edebiyat dünyasına girdi. 1896 yılında Servet-i Fünun dergisi yöneticiliğine geldi ve Edebiyat-ı Cedide akımının öncülüğünü yaptı. Edebiyatçı arkadaşlarıyla anlaşmazlığa düşünce Aşiyan'a çekildi.

1908 Meşrutiyeti'nin ilanına kadar dokuz yıl kenarda duran Tevfik Fikret, bu tarihten sonra Hüseyin Cahit ve Hüseyin Kazım'la birlikte Tanin gazetesini çıkardı. Mekteb-i Sultani'nin müdürlüğünü yaptı. Ancak, İttihat ve Terakki Cemiyeti yöneticileriyle de anlaşamayınca, ünlü "Han-ı Yağma" şiirini yazdı. Gazeteden ve Mekteb-i Sultani'deki görevinden ayrıldı. Robert Koleji'nde öğretmenlik yapmaya başladı. 

Tevfik Fikret, 19 Ağustos 1915 günü İstanbul'da öldü.

TEVFİK FİKRET'İN ESERLERİ

Rübab-ı Şikeste
Tarih-i Kadim
Haluk'un Defteri
Rubabın Cevabı
Şermin
Hasta Çocuk
Sis
Millet Şarkısı
Doksan Beş'e Doğdu
Hanı yağma
Balıkçılar
Haluk'un çocukluğu
Rübab-ı cevab
Bir İçim Su

KAYNAKÇA

Milliyet gazetesi, 18.08.1985, Renk, s.3

17 Mart 2014 Pazartesi

Fransız İhtilali Hakkında Kısaca Bilgi

Fransız İhtilali'ni sembolize eden tablo
Fransız İhtilali nedir? Fransız İhtilali'nin nedenleri nelerdir? Fransız İhtilali'nin sonuçları nelerdir?

Dünya tarihinin en büyük toplumsal ayaklanmalarından biri olarak kabul edilen Fransız İhtilali, 14 Temmuz 1879 günü despotizmin simgesi olarak görülen Bastille hapishanesinin halk tarafından basılıp bütün mahkumların salıverilmesi ile başladı. Bu sebeple 14 Temmuz günü Fransa'da ulusal bayram olarak kutlanmaktadır. 

Fransa'da başlayan isyan dalgası, kısa bir süre içinde başta Avrupa olmak üzere tüm dünyayı etkisi altına alacaktı. 

FRANSIZ İHTİLALİ'NİN NEDENLERİ

Fransa İhtilali'nden önce halk arasında büyük huzursuzluk mevcuttu. Monarkların sık sık ülkeyi savaşa sokması ekonomik olarak ülkeyi sarsmış;bunun sonucunda da halka ağır vergiler yüklenmişti. Fakat, soylular ve kilise vergiden muaftı. Halk ağır vergilerin altında ezilirken ve devlet yönetiminde söz sahibi olamazken; kilise ve soylular, refah içinde yaşıyor ve yönetimde çok daha fazla sözü geçiyordu.

Fransa'da uzun zamandan beri toplanamayan “Etats-Generaux” olarak adlandırılan parlamento, tüm toprak mülkiyetinden vergi alınmak istenince soyluların çağrısıyla toplandı. Parlamentoda ruhbanlar, soylular ve halk olmak üzere üç tabaka bulunuyordu. Parlamentoda bir türlü anlaşma çıkmayınca Üçüncü Tabaka, yani halk, kendisini Ulusal Meclis olarak ilan etti. Kralın meclisi kapatma girişimine karşı halk buna karşı koydu ve Bastille Baskını'nı gerçekleştirdi.

FRANSA İHTİLALİ'NİN SONUÇLARI

İhtilalin ardından kilise ve soyluların ayrıcalıkları kaldırıldı. 26 Ağustos 1789'da kurucu meclis tarafından "İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi" ilan edildi. Burada insanlık tarihi açısından ilerici ifadeler yer aldı: Hukukun üstünlüğü, yasalar önünde eşitlik, mülkiyet dokunulmazlığı vs. 

Fransız İhtilali ile birlikte mutlak monarşiler yıkılarak ulus devlet biçimi yaygınlaşmıştır. Halkların başlarında bir kral olmadan cumhuriyet yönetimiyle kendi kendilerini yönetebilecekleri gösterilmiştir. 

15 Mart 2014 Cumartesi

Macellan Dünyanın Yuvarlak Olduğunu Nasıl Buldu?

Macellan
Dünyanın yuvarlak olduğu nasıl ispat edilmiştir? Macellan dünyanın yuvarlak olduğunu nasıl buldu?

Portekizli denizci Fernando de Macellan, hep batıya giderek, dünyayı dolaşıp hareket ettiği limana döndü.

Gemisiyle hep batıya giderek, dünya denizlerinde tam bir tur atıp aynı noktaya dönülebileceğini saptayan ünlü Portekizli denizci kaptan Fernando de Macellan, 20 Eylül 1519'da, İspanya Kralı'nın verdiği gemilerle Sanlucar'dan yola çıktı.

İspanya'dan yola çıkıp, Atlas Okyanusu'nu batıdan güneye doğru geçip, Güney Amerika kıyılarını izleyerek Macellan Boğazı'ndan geçen ve çok durgun bir mecsimde geçtiği Büyük Okyanus'a Pasifik adını veren Macellan, Filipinler'de bir savaşta 27 Nisan 1521'de öldü, ama yardımcıları beş gemiden biriyle Cava Denizi'ni, Hin Okyanusu'nu aşıp, Afrika'nın güneyinden dolaşıp İspanya'ya geri dönmeyi başardılar.

Pek uzun ve zahmetli olan bu dünya turu sırasında Macellan, emrindeki gemilerde çıkan ayaklanmalar, fırtınalar, açlık ve zaman zaman karşılaştıkları kara parçalarındaki yerlilerle çarpışmak gibi binbir güçlüğü yenerek, insanlık tarihine dünyanın yuvarlak olduğunu kanıtlayan denizci olarak geçti.

KAYNAKÇA

Milliyet gazetesi, 15.09.1985, Renk, s.3

Kıvanç Tatlıtuğ Kimdir? Kısaca Hayatı


Kıvanç Tatlıtuğ, 27 Ekim 1983 tarihinde Adana'da doğdu. 1997 yılında babasının geçirdiği rahatsızlıktan dolayı ailecek İstanbul'a taşındılar. Babası Yugoslavya kökenli, annesi ise Edirnelidir. Öğrenimini Özel Çağ Lisesi'nde ve Kalamış Lisesi'nde yaptı. Ortaokul ve lise yıllarında basketbola yönelen Tatlıtuğ, profesyonel olarak da basketbol oynadı. Ülkerspor, Beşiktaş ve Fenerbahçe'de forma giydi. Fakat antrenman sırasında sakatlanmasından dolayı basketbolu bırakmak zorunda kaldı.

Basketbolu bırakmasının ardından annesinin de teşviki ile mankenliğe yöneldi. 2002 Best Model of Turkey yarışmasında birinci seçilen Tatlıtuğ, aynı yıl katıldığı Best Model of the World yarışmasında da birinci seçildi. Fransa'da bir mankenlik ajansı ile çalıştı ve 1 sene Paris'te kaldı.

İlk oyunculuk deneyimini 2005 yılında "Gümüş" dizisi ile yaşadı. Ardından "Menekşe ile Halil" dizisinde oynadı. 2008 yılında "Aşk-ı Memnu" dizisinde Behlül karakterini canlandırdı. Bu rolü ile Altın Kelebek Ödülleri'nde En İyi Erkek Oyuncu ödülü kazandı. 2011 yılında başlayan "Kuzey Güney" dizisinde Kuzey karakterini canlandırdı.

Kıvanç Tatlıtuğ, 2014 yılında başlayan "Kurt Seyit ve Şura" dizisinde ise Kurt Seyit karakterini canlandırmaktadır.

Kıvanç Tatlıtuğ'un Oynadığı Filmler ve Diziler

Amerikalılar Karadeniz'de 2
Kelebeğin Rüyası
Gümüş
Acemi Cadı
Menekşe ile Halil
Aşk-ı Memnu
Kuzey Güney
Kurt Seyit ve Şura

Necip Fazıl Kısakürek Hayatı Kısaca

Necip Fazıl Kısakürek
1905 yılında İstanbul'da doğan Necip Fazıl Kısakürek, bir süre Bahriye Mektebi'nde okudu. Daha sonra İstanbul Darülfünu'nun Felsefe bölümüne yazıldı.

1922 yılında Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Paris'e gönderildi. Bir yıl sonra geri döndü. Çeşitli bankalarda çalıştı. 1939-1943 arasında Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde, Devlet Konservatuvarı'nda ve Güzel Sanatlar Akademisi'nde öğretmenlik yaptı. Bu arada çeşitli gazetelerde fıkraları yayınlandı.

Milli Mücadele yıllarında yazmaya başladığı şiirlerini Yeni Mecmua, Milli Mecmua ve Varlık'ta yayınladı. 1943'ten sonra din ve siyaset konulu yapıtlara ağırlık verdi. 

Necip Fazıl Kısakürek, 24 Mayıs 1983'te vefat etti.

NECİP FAZIL KISAKÜREK'İN BAŞLICA ESERLERİ

Örümcek Ağı
Kaldırımlar
Ben ve Ötesi
Tohum
Bir Adam Yaratmak
Çerçeve
Çöle İnen Nur
Çile
Sabır Taşı

KAYNAKÇA

Milliyet gazetesi, 01.11.1987, Aktüalite, s.24

13 Mart 2014 Perşembe

Sait Faik Abasıyanık Hayatı Kısaca


Cumhuriyet devri hikayecilerinden Sait Faik Abasıyanık, 1906 yılında Adapazarı'nda doğdu. Ortaöğrenimini Bursa'da tamamlayan Abasıyanık, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'ne kaydoldu. Fakat kısa bir süre sonra ekonomi öğrenimi için İsviçre'ye gitti. Burada iki hafta kaldıktan sonra Fransa'ya geçti.

Sait Faik, 1935 yılında öğrenimini bırakarak Türkiye'ye döndü. Burgaz Adası'ndaki köşklerinde annesiyle birlikte yaşadı. (Bu köşk, 1964 yılından beri Sait Faik Müzesi'dir) Öğretmenlik, zahire ticareti ve adliye muhabirliği yaptı.

İlk yazısı olan "Uçurtmalar" hikayesi Milliyet gazetesinde yayınlanan Sait Faik, hikayelerinde konu ve olaydan çok zaman parçaları üzerinde durmasını sever ve dramatik anıları inceler.

Bir İstanbul hikayecisi olan Sait Faik'in başlıca yapıtları şunlardır: Semaver, Sarnıç, Havada Bulut, Havuz Başı, Az Şekerli, Kayıp Aranıyor, Alemdağ'da Var Bir Yılan, Lüzumsuz Adam.

Sait Faik Abasıyanık, 11 Mayıs 1954 tarihinde hayatını kaybetti.

KAYNAKÇA

Milliyet gazetesi, 11.05.1985, s.11

Nazım Hikmet Hayatı Kısaca


Yapıtları hemen hemen tüm dünya dillerine çevrilen Nazım Hikmet, 1902 yılında Selanik'te dünyaya geldi. Bir süre Galatasaray Lisesi'nde okuduktan sonra yükseköğrenimine Heybeliada Bahriye Mektebi'nde başladı. Burada okurken hastalandı, öğrenimine ve askerliğine son verdi. 

Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu'ya geçti. Bir süre Bolu'da öğretmenlik yaptı. Daha sonra Rusya'ya giderek sosyoloji ve ekonomi öğrenimi yaptı.

1931-1936 yılları arasında çeşitli gazete ve dergilerde çalıştı. 1938 yılında Harp Okulu'nda komünizm propagandası yapmak suçundan tutuklandı, 28 yıl dört ay hapse mahkum edildi. 1950 yılında çıkan aftan yararlandı, hapisten çıktı. Resmi makamlardan habersiz olarak Türkiye'yi terk etti ve Rusya'ya gitti. 15 Ağustos 1951'de Türk vatandaşlığından çıkarıldı. Bundan sonraki yılları Sofya, Varşova ve Moskova'da geçti. 

Nazım Hikmet, 1963 yılında Moskova'da öldü.

NAZIM HİKMET'İN BAŞLICA ESERLERİ

Güneşi İçenlerin Türküsü
Benerci Kendini Niçin Öldürdü?
Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Destanı
Kurtuluş Savaşı Destanı
Kurtuluş Savaşı Destanı
Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim
Memleketimden İnsan Manzaraları

KAYNAKÇA

Milliyet gazetesi, 01.11.1987, Aktüalite, s.24

Mozart Hayatı Kısaca

Mozart
Avusturyalı besteci Mozart, 1756 yılında Salzburg'da doğdu. Dört yaşına geldiğinde, babası ona piyano dersleri vermeye başladı. Daha bu yaşta bazı piyano parçalarını ezbere çalabiliyordu. Beş yaşında piyanoda olağanüstü bir başarı gösteren Mozart, kendi kendine müzik bestelemeye başladı. Yedi yaşına gelmeden de, Viyana'nın Kraliyet ailesine ilk konserini verdi. Avusturya İmparatoru, küçük piyanisti dinlerken o kadar etkilenmişti ki, ona "piyanonun küçük sihirbazı" adını taktı. Mozart ilk bestesini (piyano için sol majör Menuetto ve Trio) 1761'de yaptı.

1762-1766 yılları arasında babasıyla birlikte Almanya, Fransa, İngiltere ve Belçika'da sanat gezileri yaptı.

Mozart'ın babası çok zengin olmamasına rağmen oğlunu müzik ülkesi İtalya'ya götürmeye karar verdi. Mozart İtalya'da büyük bir hayranlık ve coşkuyla karşılandı. Onu dinleyebilmek için herkes can atıyordu.

1782 yılında evlenen Mozart'ın bu evlilikten altı çocuğu oldu. Evlendikten sonraki beş yıl içinde, Mozart en ünlü eserlerini besteledi. İki ünlü operasını "Figaro'nun Düğünü" ve "Don Giovanni"yi de bu sıralarda yazdı.

Mozart, 1791 yılında öldü.

KAYNAKÇA

Milliyet gazetesi, 15.04.1973, s.18, s.19
Milliyet gazetesi, 30.10.1984, Renk, s.4

12 Mart 2014 Çarşamba

İbni Sina Hayatı Kısaca


Batı'da "Avicenna" diye tanınan ünlü Türk İslam filozofu ve hekimi İbni Sina, 980 yılında Buhara'nın Afşana kasabasında doğdu. Babası Abdullah bin Sina, Buhara'da yüksek rütbeli bir memurluk yapmıştır. İbni Sina çok küçük yaşlarda özel dersler verdirilerek yetiştirilmiştir. Matematik, hukuk, mantık, felsefe ve tıbbı çok küçük yaşta öğrenmiş, 10 yaşında Kur'an-ı Kerim'i ezberlemiş ve 16 yaşında ünlü bir hekim olmuştur. İbni Sina kısa bir süre devrin filozofu Natili'den dersler almıştır.

İbni Sina, 18 yaşındayken Samani Hükümdarı Nuh bin Mansur'un hastalığını tedavi etmiştir. Bu olayın ardından kendisine saray kitaplığında okumasına izin verilmiştir. İbni Sina bu kitaplıktan yararlanarak bilgisini çok genişletmiştir. Bir süre sonra babası ve Samani hükümdarı ölünce Harizm'e gitti. Burada hekimler ve filozoflarla tanıştı. 

İbni Sina, Gazneli Mahmud'un çağrılarına önem vermeyerek önce Cürcan'a daha sonra da Rey'e gitti.

İbni Sina, 1037 yılında İran'ın Hamedan kentinde vefat etti.

ESERLERİ

İbni Sina'nın yaklaşık 276 kitabı vardır. Eserlerinden ikisi çok ünlüdür. Bunlardan "Tıp Kanunu" 600 yıl Doğu ve Batı'da ders kitabı olarak okutulmuştur. Felsefeye ait olan eseri "Kitab-ül Şifa" Avicennism diye bir akımın doğmasına neden olmuştur.

KAYNAKÇA

Milliyet gazetesi, 17.08.1984, s.2

9 Mart 2014 Pazar

Telefonu Kim İcat Etti? Kısaca


Alexander Graham Bell
Telefonu, Amerika Birleşik Devletleri'nde (ABD) 1876 yılında Alexander Graham Bell icat etti. Gerçi Antonio Meucci 1854'te ve Elisha Grey de 1876'da telefon türü araçlar buldu. Ama Graham Bell, mahkeme kararıyla "telefonun mucidi" ilan edildi. Ve patentini aldı.

İşin ilginç yanı Graham Bell, "ben telefon icat edeceğim" diye yola çıkmamıştı. Sağırların duyabilmesine olanak sağlayacak bir alet geliştirmek istiyordu. Neye niyet, neye kısmet!

İlk telefonlar 1877'de Boston'da kullanıldı. İlk "umumi telefon" 1880'de Connecticut'ta çalıştı. İlk otomatik telefon görüşmesi Indiana eyaletindeki La Porte'de 1892'de gerçekleştirildi.

Anlatılan o ki, telefon ilk icat edildiğinde pek kimse "alıcı" çıkmamış. Ta ki, Brezilya İmparatoru telefonu deneyip de "Tanrım, konuşuyor bu!" diyene kadar...

Bir ilginç bilgi daha vermek gerekirse, telefon sözü "Alo" Graham Bell'in sevgilisinin adının baş harflerinden oluşmuştur. Graham Bell'in sevgilisinin adı Alessandra Lolita Oswaldo idi.

1984 yılında İskoçya'da dünyaya gelen Alexander Graham Bell, 1922 yılında Kanada'da hayata gözlerini yumdu.



KAYNAKÇA

Milliyet gazetesi, 03.11.193, s.4

Edison'un Hayatı Kısaca

Thomas Alva Edison
Thomas Alva Edison, 1847 yılında ABD'nin Ohio eyaletinin Milan şehrinde dünyaya geldi. Yalnızca 3 ay örgün bir eğitim aldı. Öğretmen olan annesinden aldığı derslerle evde eğitimini sürdürdü. 

Edison, henüz 12 yaşındayken çalışma hayatına atıldı. Demir yolu hattında gazete satıyordu. Bir süre sonra kendi gazetesini de çıkarmıştı. Öte yandan bilimsel kitaplar okumayı da hiç bırakmıyordu. Bir telgraf memurunun çocuğunu tren altında ezilmekten kurtarınca, telgraf memuru ona telgrafçılık dersleri vermeye başladı. Yaklaşık 5 yıl boyunca telgrafçı olarak çalıştı. Bu sırada bir yandan da evinin tavan arasında kurduğu küçük laboratuvarında araştırmalar yapmaktaydı. 

1968'da Western Union adlı şirkette çalışmaya başladı. Bu dönemde meclisteki oymalar için elektronik oy cihazı icat etti. 1869 yılında New York'a taşındı ve tamamen icatları üzerinde çalışmaya başladı. Buradaki ilk çalışması bir stok takip sistemi oldu. 1877 yılında ise dünyada tanınmasını sağlayacak fonografı icat etti. 

Ampulü ilk icat eden olmasa da onun pratik ve verimli bir şekilde kitleler tarafından kullanabilmesini sağladı. 1931 yılında hayatını kaybetti. 

İCAT REKORTMENİ EDİSON

Thomas Edison, bütün hayatı boyunca bataryadan sinema çekim makinesine kadar yaklaşık 1300 icat yaptı. 1847 ve 1931 yılları arasında ABD'de yaşayan Edison'un en ünlü buluşu fonograftı. Fonograf, sesi bir gramofon gibi kaydediyordu. Ama plağa değil silindire. Edison, fonografa bir hikaye anlatarak ilk kayıt yapan kişi unvanını da aldı.

Edison 1879'da elektrik ampulünü buldu. 1881'de elektriği evlere dağıtacak santrali icat etti. Halka açık ilk film 1891'de Edison'un laboratuvarlarında oynatıldı. Öte yandan radyoya katkı yaptı.


KAYNAKÇA

Milliyet gazetesi, 18.04.1976, 18.02.1994

6 Mart 2014 Perşembe

Kaşgarlı Mahmut'un Kısaca Hayatı

Kaşgarlı Mahmut
Tam adı "Mahmud bin Hüseyin bin Muhammed El Kaşgari" olan Kaşgarlı Mahmut, 1080 yılında Kaşgar'da doğdu. Kökenleri Karahanlılara dayanan bir aileye mensuptur. Babası Muhammed bin Hüseyin'dir. Kaşgarlı Mahmut, çocukluk döneminden itibaren iyi bir eğitim aldı. Öte yandan Kaşgar şehri, dönemin önde gelen bilim merkezlerinden biriydi. Böylesi bir ortamda yetişmesinin de kendisine katkısı oldu. İslam bilimlerini öğrenen Kaşgarlı Mahmut, bunun yanında iyi derecede Arapça ve Farsça da öğrendi.

Yaklaşık 15 yıl boyunca, Orta Asya'dan başlayıp Bağdat'a kadar, Türklerin yaşadığı her yeri gezdi. Bu gezisi sırasında Türk dili üzerine çalışmalarda bulundu ve Türkçenin bütün lehçelerini de öğrendi. 1072 yılında gezisinin son durağı olan Bağdat'ta "Divan-ı Lügati't Türk" adlı eserini yazmaya başladı. Eserini 1074 yılında tamamladı ve Abbasi Halifesi Muktedi-Biemrillah'ın oğlu Ebü'l-Kasım Abdullah'a sundu.

Kaşgar'a döndükten sonra uzun bir süre boyunca ders veren Kaşgarlı Mahmut, 1105 yılında hayatını kaybetti. 

DİVAN-I LÜGATİ'T TÜRK

Divan-ı Lügati't Türk, Türk dili sözlüğü demektir. Bu sözlüğün yazılmasındaki amaç, Araplara Türkçeyi öğretmektir. Arap harfleriyle yazılmış Türkçe-Arapça bu sözlükte 7500 kadar Türkçe kelime vardır. İçeriğinde yazıldığı çağdaki değişik Türk ağızlarının özelliklerine, söyleyiş biçimlerine örnek diye gösterilen atasözleri (sav), ağıtlar (sagu), şiirler (koşuk) deyimler de yer almaktadır. Ön sözünde Kaşgarlı Mahmut'un Türkler üzerine verdiği bilgilerin yanı sıra bir de dünya haritası ve bu harita üzerinde Türklerin yerleştiği bölgeler gösterilmektedir. Kitap, Arap dil bilgisi kuralları, sözcük türetme yolları sözcük yapısı göz önünde bulundurularak, harf sırasına göre değil, sözcükleri oluşturan hece sayısına göre düzenlenmiştir. Kaşgarlı Mahmut'un ilk Türk dil bilgisi kitabı sayılan diğer bir yapıtı "Kitab-ı Cevahirü'n Nahv fi Lugati't Türk" ise henüz bulunamamıştır. [1]

KAYNAKÇA

[1] Milliyet gazetesi, Aktüalite, 17.04.1983

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı