29 Aralık 2018 Cumartesi

İbn-i Haldun kimdir? İbn-i Haldun'un kısaca hayatı


İbn-i Haldun, 1332 yılında Tunus'ta dünyaya gelmiştir. Eğitimli bir aileye mensuptu. Ailesi uzun yıllar boyunca İspanya'da yaşamış, daha sonra Tunus'a yerleşmiştir.

Küçüklüğünden itibaren iyi bir eğitim almıştır. Din, matematik, tarih, hukuk, felsefe ve mantık dersleri aldı.

Hayatı boyunca çeşitli hükümdarların yanında görev yapmıştır. Tunus'ta devlet idaresinde çalıştıktan sonra Fas'a gitti. Burada, devleti yönetenlerin aynı zamanda dini lider olmasına itiraz ettiği için iki yıl hapis yattı.

Fas'ın ardından İspanya'ya gitti. Ünlü devlet adamlarıyla ilişkiler kurdu. 1382 yılında hacca gitti.

Devlet yönetimindeki işlerinin ardından çeşitli araştırmalar üzerine yoğunlaştı. Mısır'da bulunann El-Ezher Üniversitesi'nde dersler verdi.

İbn-i Haldun, 1406 yılında hayatını kaybetti.


Sosyolojinin öncüsü


İbn-i Haldun, Batılı yazarlar tarafından "tarihin felsefesini yapan" kişi ve "sosyolojinin öncüsü" olarak tanımlanmakta. [1]

İbn-i Haldun, çağdaş sosyoloji ile benzer olan birçok fikri içeren eserler üretti. Toplumun bilimsel olarak incelenmesine, ampirik araştırmaya ve toplumsal fenomenlerin nedenini aramaya bağlı kaldı. Çeşitli toplumsal kurumlara (örneğin siyaset ve ekonomi) ve onların birbirleriyle ilişkilerine büyük önem verdi. [2]

İbn-i Haldun'un tanınmasını sağlayan en önemli eseri, Kitabu'l İber adlı kitabına yazdığı giriş mahiyetindeki Mukaddime'dir.


Tarih anlayışı


İbn-i Haldun'a göre tarih, yalnızca geçmişte yaşananları aktaran bir bilim dalı değildir. Tarihi olayların nedenlerine ve detaylarına bakılması gerektiğini belirtmiştir.

İbn-i Haldun'a göre insan, sosyal bir varlıktır. Bu sebeple de toplum içinde yaşamaya mecburdur.

İbn-i Haldun, iklim koşullarının insanların karakterleri ve sosyal yaşantısı üzerinde etkili olduğunu savunur. Uygarlığın gelişmesi için en uygun iklimin aşırı soğuk ya da sıcak değil ılıman iklim olduğunu ifade etmiştir.


İbn-i Haldun'un eserlerinden bazıları

  • Mukaddime
  • Kitabu'l İber
  • Lubab'ul-Muhassal
  • Şifau's-Sail li-Tehzibi'l-Mesail
  • Kaside-i Bürde şerhi

Kaynakça

[1] Prof. Dr. Ayferi Göze, Siyasal Düşünceler ve Yönetimler, 16. Baskı, İstanbul, Beta Yayıncılık, 2016, s.99
[2] George Ritzer, Jeffery Stepnisky, Sosyoloji Kuramları, 1. Baskı, Ankara, De Ki Basım Yayım, 2014, s.4

25 Aralık 2018 Salı

Kemal Tahir'in Hayatı Kısaca



Ünlü romancı Kemal Tahir'in gerçek ismi İsmail Kemalettin Demir'dir. 1910 yılında İstanbul'da dünyaya gelen Kemal Tahir'in babası Yüzbaşı Tahir Bey, annesi Nuriye Hanım'dır. 

Babasının işinden ötürü eğitimini farklı yerlerde sürdürmek zorunda kaldı. Ailesi İstanbul'a taşınınca bugün Galatasaray Lisesi olarak bilinen Mekteb-i Sultani'ye başladı. Fakat okulu yarıda bırakmak zorunda kaldı.

Okulu yarıda bırakmasının ardından çeşitli işlerde çalıştıktan sonra 1932 yılında gazetecilik yapmaya başladı. Vakit ve Son Posta gazeteleri ile Geçit, Yedigün ve Karikatür dergilerinde çalıştı. Bir dönem de Tan gazetesinin yazı işleri müdürlüğünü yaptı.

1938 yılında kamuoyunda "Donanma Davası" olarak bilinen davanın sonucunda 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. 12 yıl hapis yattıktan sonra çıkan afla birlikte özgürlüğüne kavuştu. Edebi çalışmalarını cezaevinde de sürdürmüştü. Daha sonra 6-7 Eylül olaylarının ardından yine tutuklandı. 6 ay hapis yattı. 

1965 yılında "Yorgun Savaşı", 1967 yılında ise "Devlet Ana" adlı romanı yayımlandı. "Devlet Ana" romanı ile Türk Dil Kurumu Roman Ödülü'nü kazandı. 

Kemal Tahir, 21 Nisan 1972 tarihinde geçirdiği bir kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. 

Kemal Tahir, edebiyatımızın en üretken yazarlarından birisidir. Köy edebiyatımızın önemli temsilcilerinden olan Kemal Tahir, eserlerinde yalın bir dil kullanmıştır.

Kemal Tahir'in Eserlerinden Bazıları

Devlet Ana
Yorgun Savaşçı
Esir Şehrin İnsanları
Kurt Kanunu
Yol Ayrımı
Hür Şehrin İnsanları
Körduman
Sağırdere
Karılar Koğuşu

24 Eylül 2018 Pazartesi

Zeki Müren Hayatı Kısaca


Türk Sanat Müziği'nin en önemli isimlerinden biri olan Zeki Müren, 6 Aralık 1931 tarihinde Bursa'da dünyaya geldi. Babası Kaya Müren, annesi ise Hayriye Müren'di. Öğrenimine Bursa Osmangazi İlkokulu'nda başladı. Daha sonra öğrenimini Tophane İlkokulu ve Alkıncı İlkokulu'nda sürdürdü. Bu sırada müziğe ilgi duyan Müren, tamburi İzzet Gerçeker'den eğitim aldı. Lise öğrenimini İstanbul'da bulunan Boğaziçi Lisesi'nde birincilikle tamamladı. 

1950 yılında bugünkü adıyla Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi olan İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'ne kaydoldu. 1951 yılında TRT İstanbul Radyosu tarafından düzenlenen solistlik yarışmasını birincilikle kazandı. İstanbul Radyosu sanatçılarından Perihan Altındağ Sözeri'nin rahatsızlanması üzerine onun yerine kendisi konser için çağrıldı ve böylece ilk konserini vermiş oldu. 

Radyodaki çalışmalarını uzun yıllar sürdüren Müren, ilk sahne konserini 1955 yılında verdi. Aynı yıl "Manolyam" adlı eseriyle Altın Plak Ödülü'nü kazandı. 

1954 yılında "Beklenen Şarkı" filminde oynadı. Böylece sinema kariyeri de başlamış oldu. Bu filmin dışında 18 filmde daha başrol olarak oynadı. 

1976 yılında Londra'da bulunan Royal Albert Hall'da konser verdi ve burada konser veren ilk Türk sanatçı oldu. 

1984 yılında Bodrum Kalesi'nde son konserini verdi. Bu konserden elde edilen gelirin tamamını antik tiyatronun restorasyonu için verdi. 

1991 yılında "Devlet Sanatçısı" unvanına layık görüldü. 

24 Eylül 1996 tarihinde hayatını kaybeden Müren, tüm mal varlığını Türk Eğitim Vakfı (TEV) ve Mehmetçik Vakfı'na bağışladı. 

Zeki Müren, sanat yaşamı boyunca yaklaşık 300 civarında eser besteledi. 

13 Şubat 2018 Salı

Marshall Yardımı ve Türkiye


İkinci Dünya Savaşı'nın getirmiş olduğu yıkım Avrupa'da büyük bir kaos yaratmış ve Sovyetler Birliği'nin desteklediği komünist partiler güç kazanmıştı. Yaşanan bu gelişme ABD tarafından tedirginlikle karşılandı. Onlara göre bunu engellemenin yolu Avrupa'nın özellikle maddi açıdan güçlendirilmesiydi. Ayrıca ekonomisi bozuk olan bir Avrupa, ABD'nin ihracatını da olumsuz etkilemekteydi. Avrupa'nın ekonomik açıdan güçlendirilmesi hem Sovyet etkisini sınırlandıracak hem de ABD'nin ihracatını artıracaktı. 

ABD Dışişleri Bakanı General Marshall, 1947 yılında Harvard Üniversitesi'nde yaptığı bir konuşmada ABD'nin dünyanın iktisadi bakımdan sağlığına kavuşması için elinden gelen her türlü yardımı sağlaması gerektiğini söyledi. 

12 Temmuz 1947 tarihinde İngiltere, Fransa, Avusturya, Türkiye, Yunanistan, Danimarka, İzlanda, İrlanda, İtalya, Lüksemburg, Portekiz, Hollanda, Norveç, İsveç ve İsviçre temsilcileri Paris'te bir araya gelerek ihtiyaçları saptamak için Avrupa Ekonomik İşbirliği Konferansı adında bir örgüt kurdular. 

Marshall Yardımı ve Türkiye 

Amerikalı uzmanlar başlangıçta Marshall yardımlarının esas olarak savaştan harap olmuş ülke ekonomilerini canlandırmaya yönelik bir program olduğunu, Türkiye'nin durumunun da buna uymadığını ileri sürerek Türkiye'ye yardım verilmesine karşı çıktılar. Fakat 1948 yılında Türkiye de yardım kapsamına alındı. 

Marshall yardımları daha detaylı incelendiğinde Türkiye için olumsuz maddelerin olduğu görülecektir. Türkiye'ye verilecek yardımların şartı açık ve net olarak belirmişti: Yardımlar tarım ve ulaşım alanında kullanılmalı! Sanayi alanında bu yardımları kullanamayan Türkiye, böylece Avrupa'nın gıda ve hammadde deposu olacaktı. 

28 Ocak 2018 Pazar

Hobbes'un Toplum Sözleşmesi Kuramı


Toplum sözleşmesi kuramı, temel olarak kralın iktidarını sınırlandırmak amacıyla ortaya çıkmıştır. Bunun tam aksine Hobbes ise toplum sözleşmesi kuramını kralın iktidarını savunmak için kullanmıştır. 

Hobbes'ın toplum sözleşmesi kuramını anlayabilmek için tasvir ettiği doğa durumunu incelemek gerekir. Hobbes için doğa durumu herkesin herkesle savaştığı bir durumdur. Doğa durumundaki insanın "bencil", "çıkarcı" ve "anti-sosyal" olduğunu belirtir. Böyle bir dönemin gerçekten yaşanıp yaşanmadığının bir önemi yoktur, çünkü Hobbes devletin olmadığı bir durumda nasıl bir hayatın olacağının varsayımını yapmıştır. 

Hobbes, doğa durumunda savaşa yol açan nedenler arasında insanlar arasındaki eşitliği gösterir. Eşitlik güvensizliğe ve ardından da savaşa yol açar. Savaşa yol açan diğer bir neden ise insanların birbirlerine zarar verme isteğidir. İnsan doğasında daha fazla kudret elde etme arzusu vardır ve daha fazlasını elde etmeden de bunu güvence altına alamayacaktır. Doğa durumunda herkesin her şey üzerinde eşit hakkı vardır. Bu sebeple özel mülkiyet yoktur. 

Herkesin herkesle savaş durumunda olduğu bu düzende hiç kimse kendini güvende hissetmez. Hobbes'a göre insanları doğa durumundan çıkartmak için onları korku içinde tutacak ve ortak bir çıkara doğru yönlendirecek üstün bir güce ihtiyaç vardır. Bunun içinde herkesin bir diğer kişiyle sözleşme yapması ve bir kişiye veya gruba yetki vermesi gerekir. Sözleşme sadece bireyler arasındadır ve egemen, sözleşmenin bir tarafı değildir. Bu sebeple egemen herhangi bir yükümlülük altına girmemektedir. 


26 Ocak 2018 Cuma

Platon'un Kısaca Hayatı


Asıl adı Aristokles olan Platon, 429 yılında dünyaya gelmiştir. Doğduğu yer olarak Atina ile Argina gösterilir. Ailesi, Atina'nın soylu ailelerindendir ve önemli bir nüfuza sahiptir. Soy ve çevre bakımından tam bir aristokrat olduğu söylenebilir. 20 yaşına kadar sporla uğraştı. Çevresi tarafından atletik yapısından dolayı geniş göğüslü anlamına gelen 'Platon' olarak adlandırılmıştır. 

Sokrates'le tanıştıktan sonra sporu bırakarak kendini düşün hayatına adadı. 37 yaşında İtalya ve Mısır'a gitti. Burada bilgi ve tecrübesini arttırdı. 387 yılında Syrakuza kralı 1. Dionysos'un kendisini çağırması üzerine Syrakuza'ya gitti. Burada filozofların yönetimini gerçekleştirebileceğini düşündüyse de hayal kırıklığına uğradı. Kralla arası bozulunca Spartalılara ait bir gemi ile ülkeden gönderildi. Yolculuk sırasında Spartalılar tarafından köle olarak satılmak üzereyken kendisini tanıyan birinin yardımıyla köle olmaktan kurtuldu. 

Genç yaşta Sokrates'in öğrencisi olan Platon'u en çok etkileyen olaylardan biri hocasının yıkıcı fikirler yaydığı gerekçesiyle ölüme mahkum edilmesi olmuştur. 388 yılında Atina'da Eski Yunan'ın ilk felsefe okullarından birini açtı. Uzun yıllar burada öğretmenlik yapan Platon, 347 yılında hayatını kaybetti.

Platon, demokratik bir yönetime karşıdır ve bilgelerin yönetimini savunur. İnsanların doğuştan eşit olmadığına inanarak köleliğin gerekli olduğunu savunmuştur. 

Önemli Eserleri

Devlet (Platon bu eserinde en iyi, ideal devleti anlatmaktadır.)
Devlet Adamı (Bilge bir filozof olması istenen yöneticinin özellikleri ve ödevleri belirtilir.)
Yasalar (Devlet adlı eserinde belirtilen ideal devlete ulaşacak bir topluluğun ayrıntılı kurallarını anlatmaktadır.)


22 Ocak 2018 Pazartesi

Kızılelma Nedir? Kızılelma Neresidir?


Kızılelma nedir? Kızılelma neresidir? İşte Kızılelma hakkında detaylar...

Kızılelma'nın Orta Asya Türkleri arasında doğduğu kabul edilir. Ergenekon'dan çıkarak eski toprakları geri alma idealini simgeler. 

Kızılelma İstanbul'dur, Roma'dır, Otranto'dur, Korfu ve Pulya'dır, Viyana'dır. Nereyi fethettiyse Türkler Kızılelma bir sonraki yere dönüşmüştür. Kızılelma idealin adıdır.

Kızılelma Allah'ın isminin duyurulacağı mekan, İslam'ın tebliğ edileceği zemindir. Kızılelma adap edilecek yurt, imar edilecek topraktır. 

Askerlerini savaşa götüren Kanuni Sultan Süleyman, her seferde onlara "Kızılelma'da buluşuruz." demiştir. Yeniçeriler ise her seferde "Kızılelma'ya dek varırız." diye nara atmışlardır. 

Topkapı Sarayı Müzesi'nde bulunan Osmanlı padişahları albümünde Çelebi Sultan Mehmet'ten Üçüncü Murat'a kadar sekiz padişahın yedisinin elinde birer elma resmedilmiştir. 

Kızılelma, Orta Asya Türklerini Osmanlı Türklerine bağlayan ortak tarihin ortak ülküsüdür.

Oğuz Kağan, "Daha deniz daha ırmak, gün tuğ olsun gök çadır" der Kızılelma'yı anlatırken. 

Kızılelma, dünyaya nizam verme gayretinde olan bu necip milletin asil gayesinin adıdır. 

Kızılelma; Türk'ü Türk yapan özelliklerden biri, millet idealinin bir nişanesi, var olma felsefesinin özel bir ismidir. 

Ziya Gökalp, Kızılelma ile Turancılığı bir araya getirmiş ve ona yeni bir anlam kazandırmıştır. 

Kaynakça

TRT Avaz, Kültürden Medeniyete, Kızılelma'nın Türkler İçin Önemi Nedir?


13 Ocak 2018 Cumartesi

Wilson İlkeleri Maddeleri


Wilson İlkeleri Nelerdir?

Birinci Dünya Savaşı sırasında, ABD Başkanı Wilson, 8 Ocak 1918'de Kongre'de okuduğu bir bildiride barış koşullarına dair önerilerini 14 maddede özetledi. Bu maddeleri şu şekilde sıralayabiliriz:

1-) Bütün barış antlaşmaları açık olarak yapılmalı ve ülkeler arasında gizli diplomasi terk edilmelidir.

2-) Karasuları dışındaki denizlerde mutlak bir serbestlik sağlanmalıdır.

3-) Devletler arasındaki tüm ekonomik engeller kaldırılmalı. 

4-) Ülkelerin silahlarını iç güvenliklerini sağlayabilecekleri en düşük düzeye indirmeleri konusunda yeterli garantiler alınmalı ve verilmeli.

5-) Bütün sömürgecilik talepleri, ilgili halkların çıkarları ile egemenliği tartışılan devletin hakkaniyete uygun talepleri ile eşit öneme sahip olmak kaydıyla açık ve tarafsızca ele alınmalı. 

6-) Yabancı askerler Rusya'yı boşaltmalı ve bu ülkenin kendi politikalarını özgürce belirleyebilmesi için yardım sağlanmalıdır.

7-) Yabancı askerler Belçika'yı boşaltmalıdır.

8-) İşgal edilmiş bütün Fransa toprakları boşaltılarak eski haline getirilmeli ve Alsace-Lorraine bu ülkeye iade edilmelidir. 

9-) İtalyan sınırlarının yeniden belirlenmesinde İtalyan halkının kabul ettiği hat esas alınmalıdır.

10-) Avusturya-Macaristan halkına özgürce kendilerini geliştirme imkanı tanınmalıdır.

11-) Romanya, Sırbistan ve Karadağ boşaltılmalı. Balkan ülkelerine bağımsızlık ve toprak bütünlüğü konusunda güvenceler verilmeli.

12-) Osmanlı Devleti'nde Türklerin bulunduğu kısımlara tam egemenlik sağlanmalı ve burada yaşayan diğer uluslara tam bir yaşama güvenliği ve özerk gelişme imkanı sağlanmalıdır. 

13-) Bağımsız bir Polonya devleti kurulmalı.

14-) Genel bir uluslar birliği oluşturulmalı.


Türkleri İlgilendiren Madde Hangisidir?

Wilson İlkeleri'nde Türkleri özellikle ilgilendiren 12. maddedir. Bu madde Osmanlı Devleti'nin Türk kesimlerinin egemenliğinin güvence altına alınmasını öneriyordu. 

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı